the kills etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
the kills etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2009 Cuma

Yüz Otuz Beşinci Yazı a.k.a. Dergi Okuma Yasağı

Kendime Roll'un son sayısını okumayı yasakladım ben... En az 1 ay hiç okumamayı düşünüyorum... Okuduğum zaman da haftada 1 yazı falan... Yok öyle baştan sona okumak falan... Madem veda sayısıymış, bir daha çıkmayacakmış ben de yayabildiğim kadar zamana yayarım o zaman... Evet...

Bu arada annem Almanya'ya gitmişti, Hidden Fantasy alacaktı Duty Free'den... Almaya gittiğinde çocuk parfümü o falan demişler... Şişesinin üstünde de zaten çizgi karakterler falan varmış... Ben bir şey anlamadım bu işten... Benim denediğim Hidden Fantasy gayet seksi şişeli falandı...

Almanya'dan bir de The Kills - Midnight Boom geldi bana... Onu dinliyorum şimdi... Yeah!

23 Ağustos 2009 Pazar

Yüz On Beşinci Yazı a.k.a. Winston White

Şu The Kills belgeseli yüzünden her dakika sigara içesim geliyor diye bugün gidip kendime bari hafif olsun mantığıyla Winston White aldım... Almaz olaydım... Sigarayı yakıyorum, yanmıyor... Bir daha yakıyorum, yok... Sonradan fark ettim ki duman çıkıyor... Ama ben içime çekiyorum çekiyorum ortada bir şey yok... Tam görüntü var ses yok durumu... Hiç içmesem daha iyi... Sadece elim meşgul oluyor... Çok acaip... O zaman ama şunu fark ettim ki İpek'den Davidoff'unu sigaradan saymadığım için özür dilemeliyim... Baya baya güzelmiş o çünkü çok hafif falan da değilmiş... Özür dilerim İpek... Sigaraymış o...

----------------
Now playing: The Kills - At The Back Of The Shell
via FoxyTunes

29 Nisan 2009 Çarşamba

Otuz Yedinci Yazı

Çok dandik başladı bugün... Sabah 8'de Bertan isimli insan beni ve Yasemin isimli insanı okula götürmek üzere arabasıyla alacaktı... Laylayloyloy şeklinde gittim Yasemin'in evinin önüne... Bekliyorum... 8.40'ta da ders var... Neyse efenim Bertan Bey 8.26'da geldiler, Yasemin hanım da 8.34'te... Zaten dersi kaçırmıştım yani o saatte belli ki... Yolda da Bertan önceki gün Başkent Ünivesitesi'ne gittiğini, orada silahların bıçakların dolandığını anlattı bize bol bol...

Gün böyle "tatlı" başlamışken dedim kendi kendime "hadi bakalım belki ders güzel geçer" falan... Girdim dersime... İlk dersi kaçırmıştım, "Youth and Sex" konulu bir sunum yapılmış ilk derste... Sınıfa bir girdim ki homoseksüelite tartışılıyor... Ben oturup tebessüm ederim genelde bu tartışmalar sırasında... Ama bugün konuşturdular yani beni de... Tartışma çok uzayınca ve tatsızlaşınca hoca da erken bıraktı hepimizi... Bunun üzerine ben de yine Yasemin ve Bertan'ın yanına, çok sevgili Hukuk Binamızın altında konuşlanmış olan Mozart'a gittim...

Çok uykum vardı, tembelliğim üstündeydi ve bütün o okula silah-bıçak getirme muhabbetleri içinde ben çok eğlenmekteydim Mozart'ta... Üstelik Calculus Hanfendi'ye de hiç giresim yoktu... Alper Bey geldiler bu arada... Yine aynı silah muhabbetleri döndü... Sonra derse girip girmemek konusunda tartıştık Alperle... Sonra o girmeye karar verdi... Ben Mozart'ta kaldım... Her şey çok keyifli ilerledi bir süre... Ta ki bir garson "kaçııın bombaaaa!" diye gelene kadar...

Şimdi bu Mozart yer seviyesinin altında bir yer... Alttaki fotoda iç kısmını görebilirsiniz kendilerinin...Bu gördüğünüz camlı kısmın dışında da açık hava kısmı var... Biz orada oturmaktaydık... Yaklaşık tavan seviyesinde olan da bir duvarı var, o duvarı aşınca yer seviyesine ve binanın dışına ulaşılıyor... İnsanlar oradan atlıyorlar falan dolanmamak için...

Bomba var kaçın denilince herkes yaklaşık o 3 saniye içerisinde o duvarı aştı ve Mozart'ı boşalttı... Ben hariç... Boyum yetişmedi sayın okuyucu... Aşamadım o duvarı... Bunun üzerine binanın içinden, "normal" yollardan çıkmaya karar verdim... Normal yollardan çıkan tek insan da sanırım bendim... Bir de bilgisayarıyla beraber acı çeken bir kız... Önce güvenlikten azar işittik, sonra da çekiştirilmek suretiyle Hukuk Binası sınırlarından çıkarıldık... Uzun süre ne olduğu anlaşılamadı ama sonradan herkes öğrendi zaten olayı... Hatta aha da link...

Neyse... Diğeceğim şudur ki okuyucu, ölüme çok yaklaşmış sayılır mıyım bilmiyorum ama sanırım yaklaştım... Bunun bilincinde miyim?? Evet... Peki bu bana neler hissettirdi?? Hiçbir şey... Belki Bertan'ın gün boyunca yaptığı geyikler yüzünden yeterince ciddiye alamadım olayı... Bilemiyorum... Ama tüm güne dair benim kötü hissetmeme neden olan şey onun aramaması, hatta msn'de bile bir "iyi misin??" dememesiydi...

İyiyim güzelim(wtf?!)... Oradan çıkınca aklıma ilk gelen şey de seni aramak oldu... Aramadım o ayrı... Üstelik ölümü falan da hissetmediğim halde ilk seni aramak istedim... Ama bunun nedeni bomba falan değildi sanırım... Ben hep seni aramak istiyorum... Sadece hergünden farklı olarak keşke arasaydın bugün... Gerçekten "değer verdiğine" inanırdım bence o zaman... Ne yazık ki ona olan inancım da hergün azalıyor... Saygılar...

P.S: Dünyanın en seksi yaratığı olan Alison "VV" Mosshart(The Kills) dün gece konserde fenalaşıp hastaneye kaldırılmış... Ayrıntılardan haberim yok...

26 Nisan 2009 Pazar

Otuzuncu Yazı

Biliyorum, şu anda aslında essay yazıyor olmam gerekiyordu ama yazacak bir şey bulamıyorum essaye... Yani daha neyi savunacağıma bile karar verememişken ne kadar yazabilirim ki?? Onun yerine The Kills dinleyip buraya yazmak daha çekici geldi...

Son yazımdan beri tek değişiklik devamlı sakız çiğniyor olmam sanırım... O kadar çok sakız çiğneyen insan videosu izleyince sakız çiğneyesi geliyormuş insanın... Üstelik bu sakız denen şey sık sık çiğneyince bağımlılık yapıyor olmasın...?? Çünkü sanki bırakamıyorum gibi...

Dün gece tartışma ortamı yarattık biraz, birkaç bir şey yazmak istediğimi fark ettim... Bence bir oyuncunun kariyerini iyi yönetmesi çok zor bir şey... Karşısına çıkan her rolü iyi değerlendirebilmeli... Yoksa her şey Seinfeld Laneti'ne dönüşebilir... Bir oyuncu önceden hiç bilinmiyorsa, çok beklenen ve çok ilgi görmesi beklenen bir oyunda yer almadan önce iki kere düşünmelidir... Sonrasında o rolün lanetinin altında kalmamak için... Çok saçma bir giriş oldu farkındayım ama bunu açıklamam gerektiğini hissediyorum bir şekilde... İleride ne kadar iyi rollerde oynarsa oynasın bir insan için "Aha bu Seinfeld'deki adam, Harry Potter'ın yeni filmi çıkmış" falan deniyorsa o adam sıçmak üzeredir... Sen o rolden başkasına geçemeyeceksin demektir... Hayatın boyunca o rolde görecekler seni...

Ya da şu şekilde de düşünülebilir sanıyorum... Disney Channel güzel bir örnek demek istediğime... Sen eğer Disney Channel'da bir dizide veya filmde rol aldıysan sen artık bir Disney Channel oyuncusundan daha fazlası olamazsın, kusura bakma... Tabi o noktada "deli gibi param olacak yaşasın heyo" ve "şimdi param olmayacak ama belki ilerde sağlam bir kariyerim olabilir" ikilemi çıkıyor ortaya... Garantisi de yok ilerisinin... Belki de haklılar bilemiyorum...

Sonuç olarak şunu demek istiyorum; "Disney Channel'da oynayacaksın sağlam bir kariyere 'güle güle' diyeceksin"... Ya da "Sağlam bir oyunculuk teklifi aldıysan sonrak seçimlerini ondan daha iyi projelerden yana kullanacaksın"... Ya da "Seçtiğin filmi iyi düşün, kariyerinin sonu olabilir" falan... Evet...

Bir de Christina Aguilera durumu var... Bence o kadın çok zeki bir kadın... Hani kariyerinin başında herkes ondan ne istiyorsa onu yaptı ya... O yüzden şimdi kimse istemese de o kendi istediğimi müziği yapabiliyor bence... Herkes böyle yapsın demiyorum ama onun yaptığı şey zekiceydi bence...

Dün çok acaip bir yazı bulduk bu arada Old Town'ın panosunda... "Tüylü Tesbih was awesome: Zeynep, Deniz, Can, Furkan, Ekin, Görkem, Yasemin, Mert, Oluş, Melda" yazıyordu, 10 Nisan tarihiyle... Ben o tarihte film gecesine kalmış ve ertesi gün de hasta olmuştum, orada olmama imkan yok... Deniz ve Can da orada değillermiş... E kim yazdı bunu?? Ayrıca Melda... Wtf?! Oluş da Ankara'da değildi o sırada... Neler oluyor?!

Son olarak şunu sormak istiyorum, bununla ilgili essay yazmam lazım bu akşam; sizce gençler politikayla ilgileniyor mu?? Ve neden??

Saygılar...

----------------
Now playing: The Kills - Sour Cherry
via FoxyTunes

----------------
Now playing: The Kills - Cat Claw
via FoxyTunes