17 Nisan 2009 Cuma

On Altıncı Yazı

Dün gece de çok acaip rüyalar gördüm... Britney Spears, Madonna, Pharell Williams, Lindsay Lohan, Sam Ronson, Mark Ronson, Justin Timberlake, Kavin Faderline falan vardı rüyamda... Britney fix tamam... Onu neredeyse her gün görüyorum zaten... Ama diğerleri nerden çıktı?? Biraz garipti... Rüya boyunca Madonna'ya "Madaana" demek zorunda kaldım, beni biraz gerdi... Adam gibi "Madonna" demek istiyordum çünkü... Hep beraber yemek yedik falan... Sonra herkes yattı... Ben de sevgilime beraber yatak odasına doğru ilerledim... Sevgilim derken Britney yani...

On Beşinci Yazı

Dedem skinhead oldu! Şaka değil... Kısa paçalı dar bir pantolon giymiş, polo yaka tişört giyip son düğmeye kadar kapatmış... Bir de askı takmış... E zaten yaşlı, kel... Güldüm...

On Dördüncü Yazı

Ben eskiden toplum içinde Britney Spears dinlemekten utanırdım... Sonra "amaaan sikerim" dedim, dinlemey başladım... Ama sadece son iki albümden olan ve klipsiz olan şarkılarını... Bilinmez nasıl olsa diye... Bugün her şey değişti ama... "Hit Me Baby One More Time" dinledim ben bugün dolmuşta, son ses... Hem de yanımda çok güzel bir hatun vardı... Sonra da "Gimme More" dinledim... Artık toplum içinde her türlü Britney Spears şarkısını dinleyebiliyorum... Seviyorum ben o kadını, tamam mı?! Rahatladım...

On Üçüncü Yazı

Ey İstanbullular, hepiniz çıldırdınız mı?! Çarşamba akşamı İstanbul'a vardığımda üstümde bildiğimiz kapüşonlu, fermuarlı bir şey ve Adidas'ın eşofman(eşofman?!) üstü şeysi vardı... Şundan:

Neyse efenim teyzemle buluştuk servisten indiğim yerde... Kabanın yok mu dedi bana... Kaban?! Bu Havada... Hava çok soğuk falan dedi... Bunları söylerken üstünde de kaban var... Neyse... Bugün Evrim'den dönüyorum... Tişörtleyim ve terliyorum... Kısa kolluylayım yani... Ve yanımda kabanlı falan insanlar vardı! Nasıl bir şehir bu İstanbul?!

Neyse geçiyorum bunu... Dün çıktım evden, dolmuşa bindim... Ordan vapurla karşıya geçtim... Tünel'e bindim, İstiklal'e gittim falan... Ordan bi de hop, tramvayla yukarı çıktım... Biraz da yürüdüm Evrim'e gidiyorum... Kendisi kuzenim olur... O sırada kendi kendime diyorum ki "lan ben o kadar para neyin verdim, bir de üstüne yürüdüm... Ne için?? Kuzenime gidiyorum... Konsere geçeceğiz ordan da..." Sonra Ankara'yı ne kadar çok sevdiğimi anladım... "Maksimum 2.20 TL vererek güzel Ankaramın her yerine gidebiliyorum... Canım yaa..." dedim sonra... "Fak İstanbul!" falan da dedim...

Ben bunları düşünerek yürüyorum işte... Bir yandan da yanlış hatırlamıyorsam "Fungu - Little Black Dress" dinliyorum, bir de yemek yiyorum... Çizburger almışım, kolam da var... Bir anda "laylaylom" moduna girdim... Taksim İlkyardım'un önünden geçiyorum tam, beynimden vurulmuşa döndüm! Karşımda bir afiş, "Mystery Jets 17 Nisan 2009" diye... "Anam!" dedim, "Ben gitmiyorum bugün Ska Circus'a! Buna gidiyorum ben!"... Gelin görün ki onca insana söz vermişim, e konsere gitsem kalacak yerim yok, Evrim Bey Ankara'ya gidiyor o gün... Herkese küfrettim sonra, duyurmadılar konseri diye... Üzüle üzüle gittim Evrim'e... Sonra ordan internetten baktım, DJ Setmiş... Ama Mystery Jets ne kadar DJ Set olur onu da bilemedim... Yine de yalandan ferahlattım içimi biraz... Sonra çağla almış Evrim, karşı komşusu ve aynı zamanda bir arkadaşı olan G. hanım ile onu yedik, gaza gelelim diye Sublime dinledik...

Saat 9.25 falan gibi çıktık Evrim'den, Ghetto'ya gitmek üzere... Yerini de bilmiyorduk... Dengesiz Herifler'i yakalarız dedik, 9.30 görünüyordu çünkü saati... Nasıl olsa geç de çıkarlar falan diye gittik... 9.40'da falan varmıştık Ghetto'ya... Yoldan bizi arkadaşlarım aldılar, götürdüler... Bu arada onlara sesleniyorum burdan; siz sarhoşsanız, ben değilsem, lütfen ayılın da gelin! Zira Can bana bulduğu gözlükleri 5 kere falan anlattı... Yaklaşık 25 kere falan dans ettirmeye çalıştılar, Can beni havaya falan kaldırdı ve herkes bağırmaktaydı! Neyse gittik, eğleniyoruz falan... Saat 10 oldu, Dengesiz Herifler indi sahneden! "Ee, yarım saatlik miymiş??" diye şaşırdık biz... İstanbul Ska Foundation'ı pek beğenmedik...

Deal's Gone Bad iyiydi, saksafoncularını çok beğendik... Bir de ben "Deal's Gone Bad"in yanında "Chi", The Toasters'ın yanında "USA" yazında Deal's Gone Bad Çinli sanmıştım, çok heyecanlanmıştım... Değilmiş, Chicago demekmiş o meğer... Çok üzüldüm falan... Bir de tüm gece ben bunlara nedense "Are We There Yet?" diyip durdum... Sanki adları öyeymiş gibi geldi bana... Sallandık biraz bunlarda... Bu arada ellerini yanlara aça aça, millete yumruk ata ata ilerleyen bi hatun önümüzden geçti; önümdeki oğlan da kıçına tekme attı bunun... Hatun bir anda Evrim'e dönüp garip garip el hareketleri yapıp galiba küfür etti... Ne dediğini duymadı kimse...

Ve Toasters çıktı... Evet adamlar sağlamlardı baya... Onda dans da ettim azıcık... Zorla çekip dans ettirdiler daha doğrusu... Oysa ki ben düz taban bir insanım, taban düşüklüğü var bende... Bile bile dans etmiyordum... Kendimi biliyorum çünkü, dayanmaz o bilekler o kadar saat ayakta durup bir de dans etmeye... Birileri sahneye çıktı, vokal amcam da haklı olarak "Vat dı fak ar yu duin on may siteyc?! Get davn!" dedi... Sonra millet yuhaladı falan bunları... Ayıp ettiler... Neyse efenim 1'de çıkacak dedikleri Toasters 12'de çıktı... 2'de bitecek dedikleri konser de 1'de bitti... Hayatımda ilk defa gittiğim bir konser duyurulduğu saatten erken bitti... Çok acaipti...

Konserde çok acaip insanlar vardı bu arada... İnsanlar "ne yapsak da farklı olsak" demişler heralde, çok yaratıcı saçlar vardı... Gariplerdi...

Sonra da gittik tantuni yedik, eve gittik... Evrim'in telefonla garip bir işi vardı, devamlı "zart, zort" diye sesler çıkararak bir şeyler yaptı, ben uyudum... Sabah uyandırdı beni, kahvaltı falan ettik Seinfeld izleyerek... Çilek yedik sonra... Akabinde de dışarı çıktık, o otobüse gitti ben de dolmuşla eve döneyim dedim... Kalktığımdan beri de "Jenny Owen Youngs - Coyote" söylediğim için onu dinlemeye karar verdim... Sonra hiç hoş olmayan bir gerçekle karşılaştım; iPod'um çıkdırmış! Geçenlerde bir sürü Macy Gray atmıştım, sonra yok olmuştu onlar... Sonra onları çıkarıp bir daha atmıştım falan... Bu sefer de Jenny Owen Youngsların yarısı kaybolmuş... Neyse dedim, o kadar kabanlı insanın yanında bindim dolmuşa tişörtümle... Yanıma da güzel bi hatun oturdu zaten... İlk defa Merkezkaç Kuvveti'ne şükranlarımı sundum... Evime geldim... O zamandan beri de tembellik yapıyorum... Bir de sanırım yazın 3 günlüğüne falan Paris'e gitmeye karar vermiş olabilirim...

1 haftadır hiç normal sigara içmemişim bu arada, onu fark ettim... Ayrıca kendimi çok kötü hissediyorum ben yaa... Niye sevmediğim biriyle çıkıyorum ki?? Çok saçma aslında... Öff... Gidip Dicitürk izleyeyim ben hazır bulmuşken... Hati bakalım gittim ben...

15 Nisan 2009 Çarşamba

On İkinci Yazı

Çok acaip oldu böyle, otobüsten yazıyorum... Bildiğiniz Ankara'dan İstanbul'a gidiyorum şu anda... Otobüste de internet var... Sırf bunu paylaşmak için yazıyorum bu yazıyı... Çok heyecanlı değil mi bu durum?? Ben çok heyecanlandım... Heyo! Bugün sayın Ş.B.'den yediğim kazığı bile unutmak üzereyim yani... O kadar heyecanlandım...

On Birinci Yazı

Gecenin bir yarısına kadar hazırladığım o sunum var ya, ertelenmiş sevgili okuyucum... Üstelik sevgili Hocamız Ş.B. öğlen bize mail atmış "hastayım ders iptal" diye... Kendime küfürler ediyorum burda... Denizlere gitmeme gerek yokmuş, uykusuz kalmama gerek yokmuş, sabahın köründe okula gelmeme gerek yokmuş! Evet... Sana şu anda okuldan sesleniyorum... Kütüphaneden... Yarım saate kadar sevgili şöförüm Göbekli Bey tarafından alınmayı planlıyorum... Çok sinirim bozuk...

Onuncu Yazı

Paylaşmadan geçmek istemiyorum, şu videoda çok gaza geliyorum yaa... Lütfen benim gibi birkaç kişi daha çıksın da saldıralım oraya buraya...

Efenim olay şuymuş... Montreal'de Exploited konseri olacak; ama Exploited ülkeye sokulmuyo bir nedenden dolayı... Hal böyle olunca konseri iptal ediyolar... Konser iptal olunca seyirci çıldırıp şehre saldırıyor... "Exploited: Montreal's Riot"... Buyrun izleyelim...

Dokuzuncu Yazı

Öncelikle belirtmek isterim ki 9. kez aynı insanla çıkıyorum... Hayatımın en bencilce ilişkisi bu... Ama vicdan azabı çekmiyorum çünkü o da beni aldatmıştı zamanında... Kendilerini artık pek sevmiyorum o şekilde, burdan itiraf ediyorum! Kendileri Türkçe bilmiyor nasıl olsa, okuyamaz... Benim için şu anda başka birini unutmam için araç... Üstelik "severim belki tekrardan" şeklinde de değil bu "çıkma"... Son derece "ondan sıkılana kadar kafamı dağıtsın" çıkması... Dağıtıyor mu bilemem ama ömrü oldukça kısa bu ilişkinin...

Yarın sunumum olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldım bugün... Sunumu yazmaya 8 gibi başladım... Yaklaşık 5 dakika falan yazıp "Whose Line Is It Anyway?" izlemeye başladım... Saat 10 gibi sunum aksesuarımı almak üzere Deniz Hanım'ın evine gittiğimdeyse saha sunumum 20'de 1'i bitmişti... Üstelik daha konuşma metnimi de yazmamıştım... 11.15'te eve geldim(tabii bunların hepsi PM) ve başlamaya karar verdim... Sonra 11.30 gibi bir daha bölünüp abuk subuk anketimsi şeyler yapmaya başladım ve 00.15'te tekrar başladığımda tabiri caizse daha bir bok yoktu ortada... Şimdi saat 02.54 ve ben hâlâ konuşma metnimi yazmadım... Onun yerine burda konuşup duruyorum... Çok uykum geldi... Sunum kısmını bitirdim sonunda en azından...

Kendimi şu şekilde avutuyorum devamlı... Yarın bu saatlerde İstanbul'da "E!" izleyerek mayışıyor olacağım... Üstelik essayimi teslim etmiş, sunumumu yapmış olacağım... Ertesi günkü Ska Circus için enerji topluyor olacağım... Ey Yüce Rabbim, eğer var olan bir varlıksan lütfen yarını bilinçsiz bir şekide geçirmemi sağla... Ayrıca onunla görüşmemi de engelle... Sunumdan önce gereksiz bir heyecana daha ihtiyacım yok...

"Whose Line Is It Anyway?" de çok süper bir program, herkes izlesin... Saygılar...

----------------
Now playing: Britney Spears - Mannequin
via FoxyTunes

----------------
Now playing: Britney Spears - Unusual You
via FoxyTunes

13 Nisan 2009 Pazartesi

Sekizinci Yazı

Şunun farkına vardım ki, yarın bu zamanlarda 9. kez aynı insanla çıkmaya başlayabilirim... Çıkmak da çok boktan bir kelime... Biri bunun yerine daha güzel bir kelime verebilir mi bana??

----------------
Now playing: Britney Spears - Im A Slave For You
via FoxyTunes

12 Nisan 2009 Pazar

Yedinci Yazı

Uzun zamandır yazmıyordum ama çabuk tükettiğim ve artık yazmak istemediğim için değil... Daha çok yazmak istediğim şeyler çok geniş kapsamlı olduğu ve yazmaya üşendiğim için... Ama bugün hastayım ve yazacak bol bol vaktim, yapacak hiçbir şeyim de yok... O yüzden başlayabilirim yazmaya tekrardan...

Pazartesi günü sayın Obama geldikleri için Ankara'ya, yaklaşık 7 saat okulda mahsur kaldım... Yollar kapalıydı... İlk defa evimi çok özledim... Ama madem bol bol vaktim var, madem hızlı bir internet var, ne zamandır başlamak istediğim dizilerden birine başlayayım dedim... Bunun üzerine The L Word'e başladım... Yalnız şunu fark ettim ki The L Word okulda 1389728361278 kişinin içinde izlenecek bir dizi değilmiş... Bazı sahnelerde kendimi resmen porno izliyormuş gibi hissettim... Diziye genel olarak bakarsak oldukça hoş bir dizi ama kalabalık içinde olunca hiç hoş olmuyormuş meğer... Ama tabii ki Katherine Moening tarafından oynanan Shane karakterine hayran olmuş bulunmaktayım... Sonuç olarak tavsiye ederim aslında diziyi... Herkese değil ama... Öncelikli kriter homofobik olmamak mesela...

Onun dışında bugün 2. kez de Cuma günü mahsur kaldım okulda... Film gecesine kalalım dedik... Zira çizgi filmler (sırasıyla Madagascar, Wall-E, Ice Age, Ice Age II, The Incredibles ve Ratatouille) gösterilecekti... Her şey gayet güzel başladı... Yiyecek içecek de depolamıştık üstelik... Pijamalarımızı falan giydik... İlk film gayet güzel geçti... Aslında devamı da güzel geçerdi de ben gece geç yatmış sabah da erken kalkmıştım... Üstelik Wall-E'de hiç konuşma olmaması da hiç hoş değildi... Zaten ben Wall-E'de uyumaya karar vermiştim... Filmlerin sıralarını bilmiyorduk ve ben sadece Ratatouille'u izlememiştim... Onu izlerim diye umuyordum ama dediğim gibi, tamamını izleyebildiğim tek film Madagascar oldu... Koltuklar çok rahatsızdı, şortlu olduğum için üşüyordum, su almayı unutmuştuk... Bütün bunlar bir araya gelince bizde bir eve gitme isteği baş gösterdi... Tek sorun o saatte şehre servis olmamasıydı... Gece, 2 gündür 38.5 derece ateşle yatmamla sonuçlandı... Üstelik Ratatouille'u da izleyemedim...

Bu arada Lily Allen'ın yeni albümüne aşık oldum... Bıraktığınız gibi tam gaz Kid Sister, Britney Spears ve Laura Marling dinlemeye devam ediyorum... Laura Marling konusu da hakikaten ilginç geliyor bana... Bugüne kadar sanıyorum hiçbir albümü baştan sona beğenmedim, "Alas, I Cannot Swim" hariç... Ve saatlerce dinliyorum... Saatlerce! Kendime inanamıyorum bazen... Sanırım son birkaç yılın en iyi albümü bu...

Söylemeden geçemeyceğim, Batman'e bir kez daha sinir oldum... Batman sanırım en sinir olduğum çizgi roman kahramanı... Ölsün lütfen...

Son zamanlarda içmiyorum pek... İçersem de az içiyorum... İçme ihityacı çok hissetmiyorum... Canım da eskisi kadar yanmıyor... Yine de hiç içmiyorum demek de değil bu... Üstelik sanırım ben iyileştiren de alkol oldu... Onu seviyorum...

Sonunda spor yapmaya başladım... Geçen hafta Can Koçak ile ilk basketbol seansımızı gerçekleştirdik... Bu hafta da hast olmasaydım devam edecektik ama hasta oldum ne yazık ki... Önümüzdeki hafta da ne yazık ki İstanbul'da olacağımız için yine olmayacak ama sonra tam gaz devam!

İstanbul'da olmam da ne yazık ki falan değil aslında... Son derece Ska Circus izlemeye gidiyorum... Çok da keyifli olacağa benziyor... Bol bol ska dinleyip skank yapmayı planlıyorum... Tabii önce iyileşmem lazım...

P.S: İkinci Yazı'dan sonraki tüm sarhoşluklarım çok eğlenceliydi!

----------------
Now playing: Britney Spears - Im A Slave For You
via FoxyTunes