viski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
viski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2009 Pazartesi

Yetmiş Beşinci Yazı

Ey okuyucu... Bu son yazı olabilir... Ona göre, iyi oku... Neden dersen, akşama sevgili Old Town Pub'ın doğum günü... Tüm içkiler de %50 indirimli... Yani sağ çıkamama olasılığım yüksek... Zira 10 liraya biraver, 4 liraya viski alabilitem olacak... Düşün! Off yani... Eve de dönemeyebilirim... Bilemiyoruz... Haberin olsun dedim...

O değil de dün bilgisayarımı düzenleyeyim dedim saat 15 sularında... Önce klasörlerimi falan düzenledim, sonra da tabii ki iTunes'u... Bir de bu konuda titizim ben biraz... Kriterlerim var; aynı şarkının aynı versiyonundan iki tane olmayacak, yarım şarkılar olmayacak falan... Sevgili Can'ın hard diskinden de yeni şarkılar atmıştım, ortalık çok karışıktı... Sabaha karşı 5 sularında hâlâ bitmemişti işim... Şimdi de tekrar başlamaya üşeniyorum... Kaldı öyle... İçim sıkıldı...

Bir yandan da annem 6 Haziran'da İstanbul'a gitmem için baskı yapıyor... Ben de istemiyorum, nasıl olsa 16sında falan gidiyorum, gerek yok... Off bilemedim... Tükana da gitmedim, ektim amcamı... Ne için hem de?? Bilgisayarı düzenlemek için... Peki ben ne yapıyorum?? Hiçbir şey... Böyle yani...

Coconut'ın sızlanmalarını okudunuz, haftaya aynı saatte görüşmek üzere...

----------------
Now playing: Madness - Gabriels Horn
via FoxyTunes

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Altmış İkinci Yazı

Evet, konser kritikleriyle geleceğimi falan zannediyorsanız yanılıyorsunuz... Çünkü ben viski içtim cumartesi günü... Viski demek o geceyi hatırlamamak demek... Takside giderken kapıyı açıp dışarı kusacak ve bunu hatırlamayacak kadar sarhoş olmak demek... Manyaklar gibi ağlayıp her şeyi itiraf etmek demek... Evet... Bütün bunları bu zübüzük yaptı işte;

İfşa ediyorum! Suçlusu odur! Neyse yani sonuç olarak cumartesiyle ilgili anlatılacak pek bir şey yok...

Ama pazarla ilgili var... Bir akşamdan kalma olan ben, pazar günü midem bulandığı için yalnızca akşam yemeği yiyebildim(havuçlar hariç)... Ancak yaklaşık 12.00'da başlayıp 22 küsurda sona eren bir Britney Spears maratonu vardı ki öf yani... Sonra da şansıma Nr.1'da konserini verdiler... Bu gece artık ne fantaziler gelir bilmiyorum...

Şu fotoğrafını da çok sevdim... Bir bu ifadesini bir de o spastik kahkahasını çok seviyorum... Canım yaa yerim...



Bu da spastik gülüş:



Yarın da sabah 8 servisiyle kitaplarımı, çizimlerimi falan alıp durakta kod adı Laura'yı beklemeyi planlıyorum... Artık konuşmak için başka şansım kalmadı... Son günler... Haberlerini iletirim... Saygılar...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Kırk İkinci Yazı


Msn'e kafam girsin, tamam mı?? Viskiyi bu kadar pahalı yapan tüm insanlığa da kafam girsin... Adam gibi bir içelim edelim dedik okulun şenliğinde, sonuç olarak 90 lira sadece içkiye verecek gibiyim... Geriye kalan 10 liramla da sigara paramı bile karşılayamayacağım... Yol parası hakkındaysa hiçbir fikrim yok... Üstelik canım istediğinde "beni alsanaaa" diye aradığım özel şöförüm babam da Almanya'da olacak... Yarın 6'da Kızılay'a inmem gerekmesine de kafam girsin... Okulda beklesem ayrı dert, eve gitsem ayrı dert... Ayrıca sigara neden bu kadar kokulu?! Biraz kokusuz olsa bence kimse rahatsız olmaz, her yerde de içeriz yani... Tamam, insanlar yine "sağlığa zararlı bık bık" yapar ama bariz bir rahatsızlık olmadığı zaman çok da takmazlar bence... Geçen gün de bu konuda arkamdan vuruldum zaten... Ben ki sigaranın bırak pasif içildiğinde, aktif içildiğinde bile zararının yararından az olduğuna inanan bir insanım; benim arkadaşım nasıl sigara yasağına "iyi oldu" der?! Sana da bu lafın için kafam girsin sayın Ayşegül! Sizlerle Şubat 2008 sayılı Roll dergisinin arka kapağındaki bu yazıyı paylaşmak istiyorum ve bu kadar uğraşmama değsin, okuyun lütfen... "Sigara Yalanları" diye geçiyor yazı... Önceki blogda kendi kendine silinmişti yazı, umarım böyle bir saçmalık olmaz...

Yüzlerce yıldır, dünyanın her yerinde , tütün insanoğlunun dostudur. Rahatlamak için, uyarılmak için ve çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanılagelmiştir, sosyal ritüellerin temel unsurlarından biridir.
Bir dakika, çizin bu lafları! Sigara içmek kaçınılmaz olarak ölümünüze yol açacak rezil, iğrenç bir alışkanlıktır. Kimse isteyerek sigara içmez, tiryakiler sigara şirketleri tarafından kandırılmış acınası müptelâlardır. Tütün kökü kazınması gereken bir vebadır. Ben de, birkaç yıl öncesine kadar birinci paragrafa değil, ikinci paragrafa inananlardandım. Mülayim bir tiryakiydim ve az kalsın sigarayı bırakıyordum. Fakat, sigara aleyhtarı kampanyaların histerisi ve iddialarındaki çelişkiler şüphemi cezbetti. O günlerden beri sigara meselelerini derinlemesine irdeliyorum. Dosyalar dolusu istatistiği inceledim, doktorlarla ve akademisyenlerle görüştüm, bir yığın araştırmacı ve aktivistle temas kurdum. Ve şu kanaate vardım: Sigara içmenin tehlikeleri -ve özellikle "pasif içicilik"- ziyadesiyle abartılıyor. Bu, bilimdan çok siyasetle, güç ilişkileriyle ve kâr maksadıyla alakalı bir abartma.
İnsanın kendine yapabileceği en büyük kötülüklerden birinin sigara içmek olduğu konusunda "bütün uzmanlar hemfikir". Vaktiyle "bütün uzmanlar" mastürbasyonun körlüğe yol açtığı, eşcinselliğin hastalık olduğu, marijuananın insanı cinaî manyağa çevirdiği konularında da hemfikirdi.
Günümüzde kansere kafayı takmış durumdayız. Bu belki tıbbın ve bilimin kanser karşısındaki çaresizliğinden kaynaklanıyor. Küçümsemek gibi bir maksadım yok, babam kanserden öldü. Yine de, günah keçisi aramakta fazlasıyla yobaz olduğumuzu düşünüyorum. Medyadaki taze haberler saç boyasının, meşrubatların ve oral seksin kansere yol açtığını iddia ediyor.
Akciğer kanseri, sigarayla en sıkı irtibatlandırılan hastalık. Ancak bu irtibat, neden-sonuç ilişkisiyle değil istatisliklerle kuruluyor. Bir başka değişle sigara tiryakilerinin akciğer kanserine yakalanma risklerinin daha yüksek olduğu istatistiklere dayanılarak söyleniyor, sigaranın kansere yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanarak değil. Bu, ilk başta verdiği izlenimden çok daha önemli bir ayırım. Sigara aleyhtalarının iddiaları istatistiklere dayanıyor, ancak istatistikler bilim değildir.
İnsanlara sigarayı bıraktırarak akciğer kanserinin azaltılması fikri anlamlı geliyor. Ne var ki, sigarayla akciğer kanseri arasındaki ilişki, sandığımızdan çok daha zayıf.
Genel konsensüs Sir Richard Doll'un 1950'li ve '60'lı yıllarda yaptığı ve hâlâ "temel ölçü" addedilen araştırma yankılıyor. Doll'a göre 100 bin tiryakiden 160'ı akciğer kanserine yakalanırken, sigara içmeyen 100 bin kişi içinde akciğer kanserine yakalananların sayısı 7. Yani sigara içenlerin, içmeyenlere kıyasla akciğer kanserine yakalanma ihtimali 24 kat fazla. Yüzde olarak söylersek yüzde 2.4. Yüzde olarak ifade edilen "risk"lerden şüphelenmek gerekiyor. Zira, bu yüzdeler bilgilendirmekten çok korkutmayı hedefliyor.Doll haklı olsa bile, sigara içenlerin akciğer kanserine yakalanmama olasılığı yüzde 98. Bu, aynı verilerin başka türlü sunulması veya ambalajlanmasından başka bir şey değil. Ama kulağa daha az korkutucu geldiği âşikar. başka birçok çeşitli istatistik daha var. Amerika'nın yerlileri, beyaz Amerikalılara kıyasla akciğer kanserine yüzde 50 oranında daha az yakalanıyor -beyaz Amerikalılardan çok daha fazla sigara içtikleri halde. Sigara içen Çinli kadınların sayısı çok az, buna mukabil dünyadaki en büyük akciğer kanseri yüzdesi onlarda. Akciğer kanseri dünyanın her yerinde 1930'lardan beri sürekli artıyor, ancak sigara tiryakiliği ise giderek azalıyor. Japonya, dünyanın en çok sigara içilen ülkelerinden olduğu gibi, yaşam süresinin en uzun olduğu iki-üç ülkeden biri. Bununla birlikte, Japonya'da son 30 yıldır akciğer kanseri ve kalp hastalıkları sürekli artıyor. Bu artışın sebebi, beslenme alışkanlıklarının ve hayat tarzlarının giderek Amerikanlaşmasıdır belki de.
Akciğer kanseriyle ilişkili 40 civarında faktör söz konusu, fakat bu hastalığı sigarayla ilişkilendirmek en kolayı. ABD Sağlık Genel Müdürlüğü, sigaranın kansere yol açabileceğini 1964'te ilan etmişti. O tarihten bu yana çok sayıda insan sigara içmeyi bıraktı. Ama ne kadar çok insan sigarayı bırakırsa bıraksın sigara aleyhtarı yobazlar tatmin olmuyor. Onun için dikkatlerini şuna yoğunlaştırıyorlar: "Sigara bağlantılı hastalık." Bu, sigara aleyhtarlarının en zekice buluşu. Bir hastalığın "sigara bağlantılı" olması, o hastalığın sigaradan kaynaklandığına dair elimizde herhangi bir kanıt olduğu anlamına gelmiyor. Sadece, birilerinin sigaranın o hastalığa yol açan faktörlerden biri olduğuna karar verdiği anlamına geliyor.
Eski, ama ihmal edilen bir aksiyom var: Zehiri zehir yapan dozudur. Küçük bir doz arseniğin bir sakıncası yok, ama fazla içilen portakal suyu ölümcül olabilir. Ilımlı tiryakiliğin -günde on sigara civarı- zararlı olmadığı, aksine faydalı olduğu yönünde birçok kanıt mevcut. Verdiği zevk bir yana (bunun elbette günümüz tıbbında yeri yok), stres azaltıyor, kilo kontrolünü destekliyor ve birçok hastalığın semptomuna, örneğin Alzheimer'a, Parkinson'a, bağırsak ve rahim kanserlerine iyi geliyor.
Pasif içicilik (ya da Çevresel Tütün Dumanı - ÇTD) sigara aleyhtarlarının kutsal kâsesi. Çünkü, ÇTD'nin zararlı olduğu kanıtlanırsa -en azından öyle algılanırsa- tiryakilerin hak, tercih, tolerans gibi gerekçeleri bertaraf edilecek. Dünya Sağlık Örgütü'nün 1975'teki konferansında, Britanya'nın Sağlık Genel Müdürü Sir George Godber şöyle diyordu: "Aktif içicilerin çevrelerindeki insanlara, özellikle ailelerine ve çocuklarına zarar verdikler algısının yaygınlaştırılması zaruridir." Ve böylece ÇTD araştırmaları furyası başladı.
Pasif içiciliğin zararlı olmadığına zerre şüphem yok. İnsanlar dumandan hoşlanmıyorsa, havalandırma tertibatları geliştirmeli. O da yetmiyorsa ayrı mekânlar olmalı.
Havalandırma tertibatları, sigara içilen mekânlardaki havayı, şehrin sokaklarındaki havadan daha temiz hale getirebiliyor. Yapılan ölçümler şunu gösteriyor: Sigara içilen ve havalandırma tertibatı olan bir mekânın havası, sigara içilmeyen fakat havalandırma tertibatı olmayan bir mekânın havasından daha temiz. Sigara yasağının büyük bir tahribat yaptığını düşünüyorum. Bu tahribat sadece ekonomik değil: Hoşgörüsüzlüğü, toplumsal gerilimi ve gammazlama kültürünü besliyor, her türlü toplum mühendisliğine örnek teşkil ediyor. Ama, en çok hakikati tahrip ediyor. Amerikan Bilim ve Sağlık Konseyi'nin tütün dostu olmayan başkanı Elizabeth Whelan şöyle diyor: "ÇTD'nin kronik hastalıkların oluşmasında rol oynadığı iddiası, bilimsel dayanaktan yoksun. Pasif içicilikle erken ölüm arasında ilişki kurmak gerçekleri eğip bükmektir."
Dünyada 1.2 milyar tiryaki var. Onları, sigaranın ölümcül, kendilerinin de tedaviye muhtaç müptelâlar olduklarına inandırırsanız, fermakolojik nikotin için -bant, sakız, sprey- devasa bir piyasanız var demektir. Tiryakiler ayrıca antidepresan ilaçların da hedef kitlesidir.
Farmakoloji endüstirisinin sigara aleyhtarı kampanyanın motoru olması tesadüf değil. Johnson and Johnson sigara aleyhtarı kampanyalar için yarım milyar dolardan fazla para harcadı., sigara aleyhtarlarının alıntı yaptıkları araştırmalar şu veya bu biçimde ilaç şirketleri tarafından finanse ediliyor. İlaç şirketlerinin sigara yasağından yana tavır alan siyasetçileri ödüllendirmesine dair yığınla örnek var.
Bu adamlar muharebelerin birçoğunu kazanıyorlar, ama savaşı kazanamayacaklar. Kısa vadede, sadece tiryakiler için değil, hayat tarzları "riskli" ve "sağlıksız" olan herkes için işler kötüye gidecek. "Haklarımız" için yalvarıp yakarmanın manası yok, zira hem intihar eden, hem de cinayet işleyen insanlar olarak görülüyoruz. Yapmamız gereken, sigara aleyhtarlarının bilimsel sahtekârlıklarını ve çıkar çatışmalarını hedef almaktır. Bunlar mahkeme salonunda kanıtlanabilir şeylerdir.

Evet, yukarıdaki yazı Joe Jackson'ın "Sigara, Yalanlar ve Devlet" başlıklı makalesinden kısaltılarak alınmıştır... Şimdi dağılın!

----------------
Now playing: Flo Rida Ft. Kesha - Right Round
via FoxyTunes

21 Mart 2009 Cumartesi

İkinci Yazı

Yeni bir yazıyla daha karşınızdayım... Üstelik hevesim bitmedi ve 1 haftadan kısa sürede yazıyorum 2. yazıyı... Umarım böyle devam etmeyi başarırım...

Şu anda Zeyneplerdeyim, Zeynep'in banyo yapmasını bekliyorum, sonra Zeynep, viskim ve ben Tunalı'ya ineceğiz... Gece şu durumun yaşanmasını istiyorum;
"Let's dance to joy division,
And celebrate the irony,
Everything is going wrong,
But we're so happy,
Let's dance to joy division,
And raise our glass to the ceiling,
'Cos this could all go so wrong,
But we're so happy,
Yeah we're so happy"... Umarım yaşanır da... Hani gerçekten bu sefer sarhoş olunca mutlu olmak, eğlenmek istiyorum... Ama bakalım tabii olacak mı...

Roisin Murphy'nin Overpowered'ını çok sevdiğime karar verdim... Mutlu anlara da gidiyor, mutsuz anlara da, huzurlu anlara da... Zaten Roisin Murphy inanılmaz bir kadın... Gerçekten çok sağlam müzik yapıyor... Duy bunu One Love'da arkamda durup ileri geri konuşan kadın!

Ash dinlemeye karar verdim az önce... Özlemişim Ash'i... Üstelik de "Walking Barefoot"u... Geçmişi hatırlatıyor bana... Bu aralar çok özlüyorum 2 yıl önceki yazı... Her şey daha kolay gibiydi... Daha az sorumluluk, daha çok eğlence... Bir de sanırım herkesin herkesle arası iyiydi o zamanlar... Kimse kimseyle kavgalı falan değildi, herkes bir aradaydı... Dağılmamıştı kimse...

Her neyse... Bugün bunları yazmak için girmedim ben aslında buraya... Bugün biraz daha filmlerden bahsetmeye girdim ama ne yazık ki son yazımdan beri izlediğim tek film Silent Hill olduğu için çok da yazacak bir şeyim yok aslında... Ama tabii ki önceden izlemiş olduğum hepsiyle ilgili düşüncelerimi de yazmadım henüz, böyle de iyi bir şey var...

Her şeyden önce şunu belirtmek istiyorum ki David Lynch'in çok gereksiz ve "aptal" bir insan olduğunu düşünüyorum... O yüzden lütfen bundan sonra bana film önerirken David Lynch filmlerini önermeyin... Adam "derin" olabilmek için anlamadığı şeyleri koyuyor resmen filmlerine... Bunu Lost Highway, Mulholland Drive ve Inland Empire'ın ilk 20 dakikasından görebilirsiniz... Sonrasını izlemedim, bilmiyorum... Ama tavşanlardan sonrasını izlemeye çok da niyetim yok zaten... Lütfen biri o adama "anlaşılmayan derindir"in yanlış olduğunu göstersin de dünyanın en derin insanı olduğunu zannetmesin! Bu arada ben bunları yazarken Zeynep banyodan çıkıp David Lynch'e selam söyledi...

Bir de P.S. I Love You'nun ne kadar güzel ve acıklı bir film olduğundan bahsetmeyin... Tamam, konusu iyi filmin ama lütfen konusu dışında bir şeyinin güzel olmadığı gerçeğini kabul edin artık... Üstelik çok bariz milyonlarca çekim hatası var filmde... Bu o kadar önemli değil şu anda gerçi... Çünkü bana kalırsa filmde bunun dışında da çok fazla falso var... Fazla klasik bir kere! Bence en azından... Herhangi bir romantik komediden hiçbir farkı yok... Üstelik bir de "asıl kız" rolünde Hillary Swank var... Boys Don't Cry'ı izlemiş herhangi bir insanın da o kadına "asıl kız" gözüyle bakabileceğine inanmıyorum... Ben bakamıyorum... Ve gerçekten bakamıyorum... Hiçbir filminde beceremedim bunu... Pornoasu falan çıksa belki becereirim... Ondan da emin değilim gerçi...

Daha da yazacağım ama şimdilik gitmem lazım... Bu sefer olumlu yazılar yazmadım gerçi ama bunun da önemli olduğunu düşünüyorum... İlerleyen zamanlarda daha çok sinir olduğum ve sevdiğim filmleri yazacağım...

----------------
Now playing: Britney Spears - Trouble
via FoxyTunes